Sevgili Günlük 4.2.1

Sevgili günlük,

Bu cuma akşamı diğer cuma akşamlarından biraz farklı oldu benim için. Yine akşam Istanbul’a gidecektim. Ama gitmeden önce bi yemek yiyeyim aynı zamanda yeni tanıştığım Sakaryalı birini de çağırayım yemeğe bi anlam katayım dedi. Bileti saat 7.00’e aldığım için işten sonra bi saat vaktim vardı. Onu evde oturarak geçireceğime zamanımı değerlendirmiş olurum. Uff yazarken bile sıkıldım, buraları fıtıfıtı geçelim..

Pizza benim en sevdiğim fastfood’dur, bilirsin. Sakarya’da pizza hut olmadığından domino’s pizza yemek durumunda kaldık. Oysa ne güzel bi sürü pizza hut kuponum vardı. Bedavaya bikaç fazladan pizza yiyebilirdik. Neyse, pizzalarımızı yedikten sonra ben gittim hesabı kredi kartımla ödedim. Kattiyen olmaz ben ödicem dedim, işte biraz hiç sevmediğim muhabbetlerden ettik. Olmaz bari beraber ödeyelim falan dedi. Uff anlatırken bile içim daraldı yemin ederim. Bunu da fıtıfıtı geçelim..

Efendime soyliyim, evlerimize dağıldık. Derken eve gittim ben. Perdesümün cebine elimi soktum, cebimde pizzaların fişi vardı. Sanki fiş doldurcakmışım gibi saklamışım fişi. Şöyle bir baktım. Sonra 4 parçaya yırttım, çöpe attım.

Bi dakka ya o kadar az mı tutmuştu hesap? Biz büyük boy pizza yemiştik, birer de kola içmiştik. Kartla ödediğim için hiç bakmamıştım ne kadar tuttuğuna. Sonra bi daha fişe bakayım diye fişi çöpten çıkardım, parçaları birleştirdim. Derken içtiğimiz kolaları hesaba işlemediklerini fark ettim. Üşenmedim, çıktım pizzacıya gittim. -Zaten yolumun üzerindeydi.-

Hesabı alan garsonu buldum. Efendim böyleyken böyle dedim, durumu izah ettim. Kolaların da parasını ödemek istediğimi söyledim. Arkada beni duyan -sanırım oranın müdürü- gözlerine bir minnet bakışı alarak yanımıza geldi. Babacan bir edayla hassasiyetim için bana teşekkür etti.

Aslında biraz da hüzünlü baktı, kaldı mı senin gibiler der gibi. Ya da ben anlamadım içinden enayiye bak dedi, bilemiyorum. Neden sonra, yine de kolaların parasını almak istemediklerini ikramları olarak görmemi istedi. Ben tam savunmaya geçecekken olmaz öyle şey tabii ki ödeyeceğim diyecekken, garsonlardan biri “bi dakka, bu kulaklık sizin mi?” diyerek masanın üzerindeki kulaklığı bana doğru gösterdi.

Anam! Benim beyaz kulaklığım değil mi o? Çantamı kontrol ettim. Evet kulaklığım yerinde yok. Meğer ben iki kulaklığım içerisinde en sevdiğim kulaklığımı orada  unutmuşum. Diğer siyah olan neyse de onu kaybetmeye dayanamazdım, cidden. Daha önce de kaybettim kendisini. Kaybettikten sonra iki gün içimde hep bi sıkıntı. Böyle 6’lıda 5’te kalmışım gibi. Emekli şemsiyesi gibi. Bulduktan sonraki iki gün boyunca ise karnımda böyle kelebekler uçuşuyor gibi.

Ben biliyorum bunları..

O garsona ne kadar teşekkür etsem azdı, ki ben boş bulunup sarılmak istedim adama. İtalyan şirket sonuçta bu. Akdeniz sermayesi.. İşe aldıkları insanlar da sıcakkanlıdır herhal deyip sarılmışım bile.

“Eyvallah üstat, kaybetseydim sanırım birkaç gün kendime gelemezdim. Gerçekten çok sağ ol.”

Leave a reply:

Your email address will not be published.