Work and Travel Maceram 4. Bölüm

İş hayatı, sorumluluk ve paranın sıcak yüzü ile tanışma, sohbet…

5 dakika daha uyuyayım dediğim zamanlar…

İşe başlayacağım gün sabahın körü diye tabir edilen saat 7 soğuk sularında ellerimi yıkadım. Zaten bende pek de uyku tutunamamıştı ilk gece. İlk gece zor oluyormuş orada idrak ettim. Allah yardım etsin hepimize.(Resim 4.1) Neyse,

Ford Motor Company of Argentina
Ford marka servis

işe gidiş süreci…

Şirkete ilk günler saat 10:20’de gidiyorduk. Havuzun önünden Ford marka bir servisle başlayan yolculuğumuz yaklaşık 20 dakika sonra Canobie Lake Park‘ta son buluyordu. Servisin önemli bir özelliği ‘I wanna be a billionare‘ şarkısı sponsorluğunda çalışmasıydı. Hergün işe giderken gelirken çalışanlar bu şarkıyı dinlesin diye mutlaka reklam anlaşması yapılmıştır. Diğer torpilli şarkılar ‘ Alejandro‘ ve ‘Impossible‘ şarkılarıydı.
Her bir şarkıyı ezber diyemeyiz de zaman zaman şarkının bazı bölümlerinde ‘mırımırırmmm’ şeklinde söyleyebiliyorum. (Resim 4.22)  Neyse işyerine geçelim;

işyerinde ilk gün…

Hani aksiyon filmlerinde bir klişe vardır. Filmdeki kahraman içeri girer, mekanı darma dağın eder, bombasını ustalıkla yerleştirir, hızını alamaz orayı havaya uçurur. işte iş yerindeki ilk günümde o kahramanlar gibi böyle o patlamalar fonda, gözümde gözlük, üstümde deri ceket, o kadar coolum ki adeta metrobüste ayakta kitap okurum ayakları falan gibi bir hava vardı üzerimde. Bu arada benim özel bir alaka bekleme lüksüm hala devam ediyor, Amerika’ya giriş yaptığım günden bugüne hep içimden Amerikalılara teessüf ettim. Ama park yönetiminden beklentim biraz daha mantıklıydı. Müşteri memnuniyetine önem veren bir şirket öncelikle çalışanlarını iyi hissettirmek durumunda. Bu yüzden bana karşı sanki parkın kaderi benim elimdeymiş gibi davranılmasını istiyordum. Ne bileyim bir anons ile parkın içerisinde “caner erden şuanda parkımıza giriş yaptı. Teşekkür ediyoruz kendilerine” deselerdi sonra konuşma yapmak için micheal jackson heykeli onundeki kürsüye davet edilseydim. bu konudaki hırsım hafifleyebilirdi.
Konuşmam bile hazırdı yahu. Ben 108 kişilik bir kalabalığa sesleniyorum mesela;
– “Efendim öncelikle şirketime teşekkür ediyorum. Şirkete geldim önce çünkü ben.(heyecanlandım cümle devrildi) Veee eee gözyaşlarımı zor tutuyorum. Bu çok saçma çünkü ben Avusturalya’lı bir çiftçinin oğluyum. Bu ödülü yüzlerce ödülün arasına koyabilirsiniz. Hauh? Yüzlerce olmadı mı hala? Bunu neden daha önce söylemiyorsunuz ha?”(ingilizce çevirisinden böyle oldu)(Ayrıca resim 4.13)
Benim de oradaki onlarca çalışanlardan farkım olmadığını anladığım dönem ikinci haftaya denk gelir. Vay abi dedim o uzun boylu siyahi ve hızlı konuşan Jamaika’lı ile nasıl aynı olabilir aynı muameleyi görebilirim? Ben beyaz ırktan geliyorum bir kere. Onun ise teni siyah. Buna alışmak uzun zaman aldı. Anlayamadığım birçok konuyu onlarla iletişim kurarak çözmüştüm, ne güzel demek siyahi de olsa çok iyi dost olunabiliyormuş. Demek onlar da morali bozuk olan arkadaşını teselli etmek için türlü şeyler yapabiliyorlarmış. Bunu ben iki diyalog kurarak anlayabildim, bazıları uzun zamandır anlayamamış olsa gerek ki orada bulunduğum süre içerisinde gayet fazla ırkçı söylemlere tanık oldum. Gerçekten siyahilere başka gözle bakan, onları ikinci sınıf insan gibi gören bir kesim var orada. Suç olmasına rağmen. Yazık tabi.
Pizza I made
Pizzalar Şirketten

Pizza yapmayı öğreniyorum…

Ben parkın en büyük standı olan stand 1’de(The Trellis’te) çalıştım. Bu standda herkes birbiriyle uyum içerisinde ve gayet hızlı bir şekilde çalışıyordu. İlk gün beni fazla çalıştırmadıklarında bunu gözlemleyebilme fırsatım oldu. Standdaki herhangi bir elemanı çıkar, sistem çökecek gibiydi. Ya da fazla bir eleman koy o da sisteme olumsuz etkileyecek gibiydi. Ben de ogün yerim açılmadığı için yapacak doğru düzgün bir iş bulamadım. Ortalıkta dolandım durdum. Bana sürekli iyi davranan ve çekingenliğimi farkedip her şeyde bana fikrimi soran sevgili arkadaşım Jermy, standdaki en aktif ve en çalışkan personeldi. Genellikle pizza yapıyordu ve herkes de ondan ziyadesiyle memnundu. Ondan bana pizza yapmayı öğretmesini istedim ve standdaki pozisyonumu belirlemiş oldum. Pizza yapmak en kıyak işti çünkü bir pizzanın satışı diğer ürünlere göre daha geç gerçekleşiyordu. Dolayısıyla fazla boş vakit bulabiliyor bu zamanlarda diğer arkadaşlarıma yardım edebiliyordum. Böylece onlarla güzel bir arkadaşlığın ilk adımlarını yardımsever kişiliğimi göstererek atıyordum.(Resim 5.57)
Bu arkadaşla ufak bir sürtüşme yaşamıştık onu anlatayım. Bir gün pizza için çok malzeme koyduğumu söyledi ve bu konuda beni supervisor’lara haberim olmadan şikayet etmişti. Ve başka bir standa gitmemi sağlamıştı. Yazık be insan arkadaşına bunu yapar mı? Affetmem artık konuşmam demiştim o günden sonra. Ancak ertesi gün işyerine gittiğimde hastalıklı bir sessizlik vardı havada. Sanırım, ikimiz de birbirimizle konuşmak istiyor fakat ikimizin de sözü nereden başlatıp nereye götürebileceği konusunda tereddütleri vardı. açan değil de, devam ettiren olmak istediğimizden, bir şeylerle ilgileniyormuş gibi yaparak kafamızda risksiz bir giriş tasarlıyorduk. pes eden ben oldum.
“çok mu kötü yapıyordum pizzaları sence?”
“yok be. sıkma canını onun için. ilahi sen de bir dahakine yapmazsın olur biter.. Aç mısın adamım?”
Neyse ki tatlıya bağlandı.

Stand lideri ile ilişkiler…

Stand lideri Jon ise çalışırken eğlenmeyi çok iyi becerebilen bir insandı. Durduk yere bir idda aklına getiriyor ve kaybetmesi durumunda akla gelmeyecek şeyler yapacağını söylüyordu. Örneğin adam tezgahın arkasında belki bir hafta boyunca birikmiş yağ birikintisini birisinden yalamasını istiyor karşılığında para vereceğini söylüyordu. Böyle eğlenceli, arkadaş canlısı ve son derece işine sadık bir insan. Geçimsizliği sıfr noktasında. (Resim 4.46)

İdrak ve idrar yollarımda bir tıkanma olmazsa eğer bir sonraki bölümde standdaki içişleri anlatacağım. İnsanların sıfatlarından bahsetmekten pek hoşlanmadığımdan kişilere fazla değinmeden sadece farkında olmak istediğim anılarımı gözümde canlandırıyorum. Canımın istediği değil aklımın hatırladığı bölümleri yazıp ilerde baktıkça hatırlayacağım inşallah. Bir sonraki yazıda yine burada efendim.

tu bi kontinyu…

2 comments On Work and Travel Maceram 4. Bölüm

Leave a reply:

Your email address will not be published.