Work and travel maceram 1. bölüm

Work and Travel to USA Part 1…

Gidiş-geliş tarihi…

6 Temmuz – 1 Ekim 2010 tarihleri arasına tekabül eder. Hayal kurma, olur mu lan deme, para biriktirme, tavsiye alma, ayakları yere basarak düşünme, şirketle görüşme, fiyatta anlaşma, ödemede kafa tokuşturma, pasaport çıkartma. birinci bölümde bunlara değineceğim.

bu aşamaların hiçbirisinde gideceğime dair inancım %49’u geçemedi. çünkü üzerimde doğru düzgün para yoktu. work and travel için yaklaşık 4000 dolar hazırda bulunması gerekirken, ben ise o zamanlar aylık akbilimi doldurmak için aybaşını zor getiriyordum.

 

Geçim sıkıntısı, zorluklar…

Tek bursla geçinmek zor bu devirde. ikinci iş yapmazsan geçinemezsin. kantinde arkadaşlar poğaça çay ısmarlama bekler. bunlar hep parayla oluyor. neyse, sırf amerika parasını denkleştirmek için öğrenci mesleği, cebi dolduran ama insandaki utanma duygusunu boşaltan, yine de bir şekilde de ikna gücünüzü geliştiren bir mesleği icraa ettim, anketörlük yaptım. kazandığım paraya bakarak, bana gereken parayı hesapladığımda gerçekten de istediğim paraya istediğim zamanda ulaşabiliyordum. o zaman yapılacak iş bu parayı kazanana kadar yüzü biraz yırtmak, çizmek.

Aileden teskere çıkarma…

bu hesaptan sonra maddi mevzuyu ikinci plana attım, ee insan iki kanatlı bir kuş. maddi yanı kadar manevi yanının da isterleri, beklentileri var. bu beklentilere cevap vermezsen ya uçamazsın ya da sendeleyerek uçarsın. frikiğiyle uçan kuş’a yakalanan yeni albüm çıkarmış sanatçı gibi olursun ki, maazallah.

neyse, bizim sevdiğimiz yok arkadaş, ki olsa da izin almadan da hareket edebilirdim pehht. izin alınması gereken tek mercii yüce mahkeme önünde kutsal mekan aile. babama, anneme bir sordum böyle böyle olmuş amerika’da. o zaman noluyoru, o zaman noluyoru diye. dedim ki yeni bir süper kahraman ortaya çıkıyormuş. tırttanman diye. mutlaka gidip görmek lazımmış. yani diyorlar ki bu adamı görmezsen 20 yaşında endüstri mühendisliği öğrencisi olup da bağcılar’da yaşama. valla gitmezsem arkadaşlarımın arkasından nasıl bakarım diye aileme duygusaldan bağladım mevzuyu. babamın cevabı şu oldu;

“amerika katil katil”…

“olm(tabii burada oğlum daha uygun olurdu), benim çok sevdiğim, türkülerini sürekli dinlediğim bir halk ozanı var. bizim oralıdır diye hep gurur duyarım. düşüncelerini de çok beğenirim. adı mahsun-i şerif. biz pek bilmeyiz, sen ben işinden gücünden vakit bulup bilemeyiz. kahvehanelerdeki memleket sohbetlerine bile yetmez bizim kültürümüz. ama o bu konularda felsefik düşünür ve yorumlarını yaparken iki düşünür bir yazar. işin gerçeğini de bilir. şimdiye kadar hiç yanıldığını görmedim. mahsuni şerif bu konuda der ki; “amerika katil katil.” yani bak ne demek istiyor anlayabiliyor musun? burada ozanımız bize bir şey anlatmaya çalışıyor. bunu anlaman için sana süre veriyorum yarın yine okuduğumuzu anladık mı kısmından devam ederiz.”

babamdan da oluru aldıktan sonra ellis adasının sisleri yavaş yavaş gözümün önünden kalkıyordu. ne yani şimdi baban bu konuşmasıyla oluru verdi mi diye soranlara, babamı benden iyi mi bileceksiniz diyorum. ayrıca bazı konuda babamı bile tanımam, ama burada tanıyorum.:)

 

ellis adası…

ellis adası yazdım az önce. komedi… gitmeden önce aklıma amerika deyince ilk gelen şey. şimdi aklıma amerika dedim yine geldi, vay aklıma diyeyim. sanki özgürlük anıtının ayak ucundaki paspasta yatacağım da hergünüm özgürlük anıtının, new york’un sokaklarında geçecek. özgürlük anıtının saçları parmaklık gözleri gardiyan olacak da ben de içinde mahkum olacağım. bak sen haluk levent’in işine.

neyse yine çıktık konu dışına. para kaynağını bulduk, izin de aldık. sırada bürokratik işler… efendim, benim bu konularda hiç yüzüm gülmez. hep aksilikler beni bulur. ya elektrikler bana sıra gelecekken kesilir ya da aldığım numaraya giderken ayağım kayar düşerim o esnada diğer sıraya geçerler. en olmadı o anda devlet dairesinin problem çıkartma konusunda uzman onbaşısı, en mendebur suratlı memuru bana denk gelir. o yüzden devlet dairesinden çıkan kadının topuğuna hiç bakmam. bakmam abi ne bakacağım?

 

pasaport…

bu pasaport işinde ne sıkıntılar yaşadım bir ben bilirim bir de ben bilirim. en az iki hafta yapılacaklar listesinde top 2’deydi bu pasaport işi. bitmedi gitti bir türlü. bizim okulunda mızmızlığı var tabi. onların da devlet memurlarından daha yavaş çalışma gibi bir prensipleri var sanırım. şimdi bu pasaporta bir yıllık harç ücretini okulun ödemesi gibi bir hakkımız var öğrenciler olarak. diğer üniversite öğrencileri koşulsuz yurtdışı harcını üniversitelerinden alabilirken bizim üniversitede en fazla 6 aylık harç parası veriyor. neymiş efendim, öğrencilik için gidilmeyen yabancı ülkelere harç ücretini karşılamak zorunda değillermiş. başka üniversite öğrencileri çatır çatır yurtdışına çıkarken bir sorunla karşılaşmıyor ama bizim üniversitede öğrencinin önünü tıkamak için olanca gayretle çalışılıyor. sonunda 6 aylık okul ödemeli, 6 aylık kendi cebimden ödeyerek pasaport harcımı yatırdım.

pasaport işlemini yaptıktan sonra üzerimde yeni format yemiş windows psikolojisi var. bir rahatım böyle sormayın. gitmesem de amerika’ya pasaportu aldım ya yeterli dedim yani…

Bu böyle olmayacak. bu şekilde anlatırsam, bu satırlar ile burdan amerika’ya yol olur. özet geçerek yazayım bundan sonrasını, aldım pasaportu cebime koydum, vize için konsolosluk yolunu tuttum. çok beğendim o yolu ondan tuttum valla. neyse vize görüşmesinde sordukları, hangi okul? hangi üniversite? amerika’da ne iş yapacaksın? diploma ortalaman kaç? sorularından ibaretti. hemen yeşili aldık o kasvetli ortamdan uzaklaştık. bu da çok kısa oldu, neyse bir sonrakine orta yolu bulacağım. seni bulcam olm.

tu bi kıntinyu…

2 comments On Work and travel maceram 1. bölüm

  • slm Caner ben Didem -liseden- 🙂 cok güldüm ya yazilarin baya iyi özellikle caner kimdir kösendeki kendine dair özgecmisine hayran kaldim sonundaki yalan olabiliri görene kadar kendime saymadigim laf kalmadi misal kizim caner 4 senede neler yapmis sen hala otur diziporttan 7/24 dizi izle dedim ama sonunu görünce rahatladim ohh bee dedim korkulcak bisey yokmus yalan olabilirmis ama ins. bi gün gercek olur onlarin bi kismi (yüksekten ucmadigin kısmı mümkünse) ..
    neyse kısacasi begendim yazilarini daha fazla yazmalisin..

  • sırf sen kendini kötü hissetme diye yapmadım o kadar kariyeri didemcim=)
    yazmak için açtım blogu zaten, yazacağım da. unutmak çağımızın hastalığı.. bir nebze engel oluyor yazmak. ilerde bakıp hatırlamak için yazıyorum sadece başka bir amacı yok ama seni güldürebildiyse ne güzel:))

Leave a reply:

Your email address will not be published.